EKONOMİK DARBOĞAZ VE PANDEMİ... (COVİD -19 VİRÜSÜ İLE...
ALİ  KARACA

ALİ KARACA

EKONOMİK DARBOĞAZ VE PANDEMİ... (COVİD -19 VİRÜSÜ İLE MÜCADELE)

10 Mayıs 2020 - 09:21

     Covid -19 virüs salgını süresince bütün ülkelerin ekonomik verileri alt - üst oldu. Pandemi ile mücadele çok gelişmiş ülkeler (ABD, Çin, Rusya, İngiltere, İtalya, İspanya) sağlık ve Corona virüsü salgınını ile mücadele sınıfta kaldılar. 

        Diğer taraftan Japonya, Güney Kore ve Almanya bu Pandemi krizini çok doğru yöneterek daha az bir hasarla atlatarak bu işten kurtuldu. Tabi ki her şey daha bitmedi, Türkiye de daha çok sağlık çalışanlarının ve hekimlerimizin olağanüstü  başarısının yanında, bazı tedbirlerin alınmasıyla birlikte çok ciddi bir mücadelenin içerisindedir. 

     Özellikle ABD gibi bir ülkede dünyanın en büyük ekonomik gücü sayılan ülkesinde Newyork şehrinde Corona virüsüne yakalanarak hayatlarını kaybedenlerin cenazelerinin ortada kalması, cesetlerin kokması sağlık konusunda gerekli hizmetin verilmemesi hepimizi şaşırmıştır. Bir başka hayal kırıklığı, İngiltere, Fransa, İspanya ve İtalya'da yaşanmıştır. Bu ülkeler vatandaşlarına ne koruyucu maske nede doğru dürüst sağlık hizmeti verememiştir. 

         Bu ülkelerde yüksek vaka ve ölüm oranların olması hepimizi şaşırtmıştır. Dünya ekonomisi açısından ABD sonra AB kurucu ülkeleri vatandaşlarının tedavi edici türevlerinin uygulamalarında büyük eksiklikler yaşanmış ve özellikle fiziki hastane şartları ve yoğun bakım üniteleri açısından çok gerilerimizde oldukları görülmüştür. Covid -19 virüsüne karşı mücadele de bütün dünya devletleri çaresiz kalmış ve zamanında gerekli önlemlerin alınması konusunda hatalar yapılarak bu günlere gelinmiştir.

     Türkiye'nin ABD ve Batı Avrupa'ya göre daha genç bir nüfusa sahip olması ve onların daimi bir yemek kültürünün olmaması ve diyabetik hastalıkların çokluğu ve  ABD'de obezitenin çok yaygın olmasından kaynaklanan dezavantaj onların işini daha da zorlaştırmıştır. Çünkü immünoloji sistemi güçlü olanlar için hastalıkla mücadelede büyük bir avantaj oluşturmaktadır.  Burada sanki Amerika ve Avrupa barındırmış olduğu yaşlı nüfustan kurtulmak için işi ciddiye almamış bunun bedelini de vaka sayısı ve ölüm oranları ile ödemiştir. Bu ülkelerde insanlar hastanelerde test yaptıramamış ve karantina sürecini evlerinde geçirerek hastalıkla mücadele etmeye çalışmışlardır. 
     

     ABD başkanı Trump Corona virüsü salgını süresince yapmış olduğu uygulamalar ve söylemleriyle medyada alay konusu olmuştur. İngiltere başbakanı Boris Covit -19 hastalığına  yakalanarak uzun süre tedavi görmüş ve paçayı zor kurtararak hayatta kalma başarısı göstermiştir. Bu ciddi pandemik ciddi bir salgın hastalıktır ve bütün dünyada ki devletlerin ekonomilerini bitirme noktasına getirmiştir. Ekonomik ve mali kayıpların büyüklüğü o kadar çok büyüktür ki belki de hesap makineleri bunları hesaplayamaz. 

     Gelelim bizim ülkemizde ki yaşanılan  ekonomik kayıplara? Üzüntümüz büyüktür, öncelikle kaybettiğimiz binlerce insanımız vardır? Hala hastanelerimizde yaşama tutunmak için yoğun bakım ünitelerinde ve entübe cihazlarında hastalarımız bulunmaktadır. Ciddi önlemler almaya devam etmemiz lazım gevşeklik gösterirsek Avrupa ve ABD daha beter duruma düşeriz? Fakat ekonomik tablomuz hiçte iyi değil, dövizin yükselişi, karşılıksız para basmamız negatif büyüme ve esnafın perişanlığının yanında sanayici ve tarım üreticilerinin perişan hali ortadadır.

     Pandemi salgınlarında ekonomik veriler çok önemli yer tutarlar. Gelin hep birlikte ekonomilerde kriz denildiği zaman neyi anlıyoruz bunu bir öğrenelim. Krizin anlaşılması gerektiği konusunda ortak bir görüş birliği aslında yoktur? Kimileri, durgunluk kimileri; Resesyon (Ekonomik faaliyetlerde duraklama, gerileme ve işsizliğin artması milli gelirin düşmesi v.s gibi) kimileri Enflasyon (Fiyatların genel düzeyinin sürekli ve hissedilir bir şekilde artmasını ifade eden bir durumdur) kimileri de Deflasyon'u (Genel olarak piyasada faaliyetlerin belirli bir zaman aralığında sürekli olarak düşüş göstermesi durumudur) bugünkü inşaat fiyatlarında ki düşüş gibi, ekonomik kriz olarak algılıyor.

      Bunlara ek olarak finans kesiminde ortaya çıkan krizlerin her birinin ekonomik kriz olarak tanımlanması gerekliliği de ortaya konunca iş biraz daha karışıyor. Çünkü bugün inşaat sektöründe ki durum hem enflasyonu hemde deflasyonu beraberinde tetiklemektedir. Buna birde uluslararası küresel krizler eklendiğinde işin içinden çıkılabilmesi mümkün olmamaktadır. Ekonomik kriz, tüketici talebinde ve firmaların yatırımlarında ki büyük düşüş, yüksek oranlı işsizlik ve dolayısıyla yaşam standartlarının düşmesi ortaya çıkınca daha fazla etki alanına tesir etmesinden kaynaklanan sorunları da beraberinde tetiklemektedir.

        
          Şimdi ki gibi olağanüstü durumlarda bu tür ekonomik krizler de genellikle finansal piyasalarda ki belirsizlikler ve hisse senetleri fiyatlarında ki düşüşler ve Türk lirasının, yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi krizi tetikler. Bu gün yaşadığımız pandemik salgın sonrası gelinen Bazen de krizler doğrudan doğruya finansal sektörden de kaynaklanmış olabilir. Fakat 2018 yılından itibaren yaşadığımız kriz hem finansal hem de inşaat sektöründe ki durumdan da kaynaklanmaktadır. Yani krizler bazen reel kesimden başlayarak finans kesimini varabileceği gibi tam tersi de olabilir. Bir ülkede veya bugün ülkemizde çok ağır bir kriz söz konusuysa sonuçta bir Resesyon (Ekonomik faaliyetlerde duraklama) veya borçları ödeyememe Default (Kusur, ihmal) durumu ortaya çıkabilir. 

      
       Ülkemizde ekonomi günümüze kadar inşaat rant sektörü olarak algılanınca  herkesin hücum ettiği bir meslek kolu olmuş sanayi ve üretim ikinci plana itilmiştir. Çirkin bir betonlaşma ve yeşil alan katliamı yaşanarak hızlı bir şekilde rantsal alanlar yaratılarak büyük kazançlar elde edilmiştir. 2015 yılında gerçekleştirilen seçimler öncesi dönemin hükümet yetkilisi Bakanımızın, bir an önce rant ekonomisinden, kurtularak yeniden üretim ve istihdam ekonomisine geçiş yapmamız gerektiğini bildirerek o gün krizin ayak izlerini hissettiğini buradan sizlere belirtmek istiyorum. Böyle sünni bir ekonomik büyüme ile bugünlere geldik, bunun adı borç ekonomisidir ve faiz sisteminin tüm kurum ve kurallarıyla bankacılık sektörünün karlı çıktığı bir ekonomik değerlendirmedir. Bu zor günlerde özel bankalar  borçluların ve zor durumda olanların gözünün yaşına bakmamıştır.

      
      Ülkemizde pandemi salgını ortalığı kasıp kavururken, ilk başlarda acil eylem planı için geç kalınmıştır. Pandemi ile mücadele de ekonomik verilerin önemi çok büyüktür. Corona virüsü salgınına karşı daha da hazırlıklı olmuş olsaydık, yani ekonomik verilerimiz açısından zamanında yapısal reformlar yapılsaydı ve mali disiplin uygulanabilmiş olsaydı, bu gün ekonomimiz daha istikrarlı bir durumda olabilirdi. Yani kamu kesimi borçlama gereği ve gayri safi milli gelirin sünni artışı bu durumun en belirgin özelliğidir. Bütçede ki cari açığın dengelenmesi açısından yapılacak olan tasarruf tedbirlerinin bir an önce hayata geçirilmesi ve istikrarlı bir şekilde ekonominin rayına oturtulması ve istihdam yaratan milli bir ekonomi ile bu krizlerin üzerinden gelebiliriz? Her zaman söyledim yine de söylüyorum rant ekonomisi günü kurtarmak ve makyaj çalışmaları realiteden uzaklaşmak demektir. Dış kredilerin ülkemize çok fazla gelmesi üstüne üstlük hazine kefilli döviz borçlanması iş adamlarımızın büyük bir risk almasını sağlar. Kalkınmak için yapılan olan modernizasyon çalışmaları ve ileri teknoloji uygulamaları, inivasyon dediğimiz değişim ve yenilik, milli bir kimlikle ve milli bir ruhla örtüşürse karamsar bu tablo iyimserliğe dönüşür ve istikrarlı bir hal alır.

      Tüketim toplumundan çok, üreten toplumlar başarıyı yakalar. Savunma sanayinde göstermiş olduğumuz başarıyı diğer sektörlerde de niçin göstermiş olmayalım. Özellikle Anadolu topraklarının verimli arazileri kendi kendine yetebilen ülkemizin artık tarım ve hayvancılığa önem verilmesi açısından önemini bir kez daha pandemi günlerinde ortaya koymuş olması ve bu gerçeği kavramış olmamız gerçekten önemlidir. Gelişim gösteren toplumlar imkanlarını ve kaynaklarını da iyi kullanarak başarıyı yakalarlar ve böylece salgın hastalıklarla mücadele de sonuç elde ederler.

   "Önümüzde ki yüzyıl belki de virüs savaşları veya salgın hastalıklarla mücadele çağı olacaktır."

Ali KARACA
09.05.2020
İSTANBUL