LOZAN BİR ZAFERMİDİR.....!!!!!
ALİ  KARACA

ALİ KARACA

LOZAN BİR ZAFERMİDİR.....!!!!!

27 Temmuz 2021 - 23:20

 
        Günümüzde Lozan konusunda yapılan spekülasyonlara cevap verebilmek için Lozan Barış Antlaşması'nın tüm detaylarını burada gerçek değerlendirmeler üzerinden, siz okuyucularımızla paylaşmaya çalışacağım..

     Bu gün, ülkemizde yediden yetmişe herkes Lozan Barış Antlaşması'nı kimisi zafer kimisi hezimet kimisi de kazanım olarak değerlendirmektedir. İki kutuplu bir toplum oluşması  bu durumu daha da karmaşık bir hale getirmektedir.

     Öncelikle siyasilerin, bir çok aydınımızın ve bazı tarihçilerimizin birbirine düştüğü bu durumu yakın tarihimizi anlatmaya çalışalım. Lozan Barış Antlaşması ne bir zaferdir nede bir hezimettir? Çünkü ortada bir savaş yoktur. Lozan Antlaşması bir uzlaşmadır ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş senedidir. Yani, yüce Türk milletinin yeni devletinin onayıdır.

     Lozan Barış Antlaşması (Lozan Sulh Muahedenamesi) müzakereleri 20 Kasım 1922 yılında Türkiye heyeti ile aralarında Birleşik Krallık (İngiltere), İtalya, Fransa, Japonya, Yunanistan, Romanya, , Bulgaristan, Portekiz, Belçika, Yugoslavya devletlerinin bulunduğu imzalanmış barış antlaşmasıdır. Lozan da çok zorlu bir süreç yaşandığını burada ifade etmek mecburiyetindeyiz.

     Lozan da Türk delegasyonunun TBMM tarafından 155 milletvekilinin kabul 20 çekimser oyunu alarak heyet başkanlığına seçilen İsmet Paşa (İnönü) belirlendi. Dışişleri Bakanlığı'na getirilen İsmet Paşa ile birlikte Türk delegasyonunda Dr Rıza Nur (Sağlık Bakanı), Hasan Saka (Milletvekili) oluşan heyet eşlik etti. Lozan da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin haklarını TBMM tarafından yetkilendirilmiş bu heyet temsil edecektir.

      Lozan heyetine danışman olarak TBMM dört mebus daha seçildi. Celal Bayar (Manisa), Zülfü Tigrel (Diyarbakır), Zeki Apaydın (Adana) ve Veli Saltıkgil (Burdur). TBMM tarafından Lozan heyetine hükümet tarafından görevlendirilen uzaman gazeteci ve danışmalarda vardı. Hukukçular Minür Ertegün ve Prof Dr Tahir Taner; Hariciyeci ve Tarihçi Hikmet Bayur, Mülkiye müfettişi Şükrü Kaya, Maliyeci Şükrü Ağralı, Haham ve Fransızca öğretmeni Hayim Nahum ve Adalet Bakanlığı Mezhepler yani Azınlıklar Dairesi müdürü Baha bey, gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın ile şair ve diplomat Yahya Kemal basın danışmanı olarak katıldılar.

       Lozana gidecek olan Türk ekibinin delagasyonu tamamen Anakara Hükümeti'nin kadrosundandır ve içerisinde bir tek tecrübeli Osmanlı diplomatı alınmamıştır. Bu bir hatamıdır? Elbette bu durum tartışılabilir, çünkü o dönemde ülkenin bağımsızlığı için inisiyatif alabilecek birikimli ve tecrübeli devlet adamları ve diplomatları vardı. Fakat bu yol bir yöntem olarak kullanılmadı. Roma büyükelçisi Galip Kemal (Söylemezoğlu) dönemin çok başarılı ve tecrübeli diplomatıdır fakat görmezden gelindi? Gazi Mustafa Kemal paşa tarafından yeni kurulan TBMM Lozan'da daha etkin bir kalabalık heyet ile çıkarma yapsaydı belki de daha farklı bir durum veya sonuç ortaya çıkabilirdi. Lozan'da masaya oturduğumuz da daha çok şey istemiş olsaydık kazanımımız da o denli karlı olabilirdi. Gazi Mustafa Kemal Paşa gibi bilge bir lider kendi gücünün neye yettiğini bilerek, hesap ederek taleplerimizi İsmet Paşaya iletmiştir. O aynı zaman da realist bir liderdi. Kendileri, İttahatçı Enver Paşa gibi idalist değildir? Gazi Mustafa Kemal paşa gerçek değerlendirmeler üzerinden hareket eden ve elinde ki imkanları olumlu kullanabilen birisidir. Başarısında ki en büyük sır budur? Anahtar ile açmak istediği şey başarıdır.

     Türk tarafının gücü o dönemde belkide bu kadarına ancak yetmiş olabilir? Zira heyetimiz Lozan'da bulunduğu sırada İstanbul ve Trakya bölgesi işgal altındaydı. Düşman donanması da Çanakkale boğazında bulunuyordu, bu zor şartlarla birlikte Lozan'a gidildiği asla unutulmamalıdır. Osmanlı diplomatlarının kullanılmamasının asıl sebebi ise Ankara Hükümeti'nin tasarrufudur ve Osmanlı'nın bir bakiyesi gibi davranılmayacağının belki de sinyallerini veriliyordu. Bu aynı zaman da genç TBMM biraz daha fazla heyacanlandıracak bir yaptırım olarak da düşünülebilir. TBMM yapılan oturumlar da sık, sık tartışmalar olmuş özellikle Kerkük ve Musul konusunda taviz vermeyeceğimizi dönemin vekilleri söz alarak kürsüden beyan etmişlerdir. Misak-i Milli konusunda ki suçlayıcılık bu gün bile bizleri incitmektedir. Gazi Mustafa Kemal paşaya bu konuda sert eleştiriler yönetenler olmuştur. Yeni bir devletin temellerini atmakta olan genç subaylar sivil siyasi hayata atılırken elbette hata yapma hakları da vardır, olmalıdır da?

      Ankara Hükümeti'nin Lozan'da Osmanlı Devleti'ni katmayarak yani onu yok sayarak milli mücadelede bulunmuş olan düşmanın yurdumuzdan kovulup dışarı atılmasına kurtuluşumuzun gerçekleşmesini başaran Gazi Mustafa Kemal ve Silah arkadaşlarına karşı da haksızlık olurdu. Bu olay tarihe not düşülecek doğru siyasi bir karardır ve Gazi Paşanın bir başarısıdır. Lozan'da İngiltere'nin temsilcisi Lord Curzon ile İsmet paşa ve ekibi arasında sert tartışmalar geçti. Azınlıklar meselesi soy ve dil kavramlarını kabul ettirmek için çok uğraştığını ve Lord Curzon ile zaman. zaman görüşmelerin sekteye uğradığını görmekteyiz. Özellikle Ermeni meselesini masaya bir koz olarak getiren Curzon bu restini red ederek boşa çıkartan İsmet paşa ve ekibinin karşısında bu kararından vazgeçerek  Curzon geri adım atmak zorunda kalmıştır. Bir daha Ermeni meselesi Lozan'da hiç konuşulmadı. Bu gün niçin bu yarayı hala kaşıdıklarını anlayabilmiş değiliz. Türk ekibini Lozan'a getiren gerçek sebep işgal edilmiş vatanın bağımsızlık mücadelesi ve esareti kabul etmeyen bir çok cephede savaşan bir milletin kurtuluşunun yeni devletinin adımlarını attığı yer olmasındandır.

      Lozan da kapitülasyonlardan, üzerimizde kambur gibi duran bu yükten kurtulduk bu çok önemli ve doğru bir iştir. Lozan da Türk heyetinin Misak-i Milli konusunda taviz verdiğini ifade edenlere 480.000 km olan topraklarımızı milli mücadele sayesinde yeniden 736.000 km çıkarttık. Daha sonra Hatay'ın da Anavatan'a topraklarına katılması (30 Haziran 1939) ile birlikte 783.000 kilometre kare ile bu günkü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sınırları da tescillenmiş oldu. Şimdi Sevr antlaşması ile Lozan arasında ki fark ortadadır. Yok oluştan kurtuluşa giden yol bilge lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının tarafından verilmiş olan milli mücadeleleri sayesindedir. Hiç kimse bize altın tepsi de yeni bir Cumhuriyet sunmadı. Elbette gücümüz kadar ve en iyisini yapabildiğimiz kadar da en doğrusunu yaptık. Misak-i Milli bir felsefedir fakat bu sınırlarımızı daha Osmanlı döneminde (1917) yılında kaybettiğimiz gerçeği sayesinde küçücük bir İmparatorluğa hatta Anadolu'da ki eski Türk beyliklerine dönüştüğümüzün gerçeği ortadayken Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına karşı Lozan bir hezimettir demek büyük saygısızlıktır, hatta ahlaksızlıktır.

   
       Kurtuluş savaşında yedi düvele karşı mücadele ettik? Lozan da karşımızda bulunan güç bu gün dünyayı yöneten ve yönettirenlerin olduğunu da asla unutmayalım. Lozan da Türk tarafı, yani delegasyonumuz bütün bir dünya'ya karşı mücadele etmiş, ABD gözlemcisinin orada olduğunu bir kez daha da hatırlatalım. Tecrübesiz fakat iradeli ve kararlı Türk diplomasisi mütekabiliyet (karşılıklı olma) ilkesinin devletler hukukunda geçerli bir ilke olduğunu müttefiklerin bu durumu Türkiye'ye tanımak istemediklerini belirtittiler. Bağımsız bir devlet statüsünde tanınmak ve Lozan'da bir çok devlete bu durumu kabul ettirmenin zorluğunun yanında, Musul sorunu çözülememiş daha sonra birleşmiş milletler cemiyetine sevk edilmesi ve birleşmiş milletlerin kararının da adil olmayacağı muhakkaktır. Çünkü burada Musul halkının gõrüsüne başvululmadığını ilk sözü Musul halkı son sözü birleşmiş milletler cemiyeti söylemiş olsaydı durum daha da farklı olabilirdi. O gün elimize aldığımız kuruluş belgesinin tescili büyük bir başarıdır. 20 Kasım 1922 başlayan Lozan serüveni 1 yıl 6 ay 16 gün sonra sona ermiştir ve 24 Temmuz 1923 imzalanmıştır. Lozan antlaşması bütün devletler tarafından yürürlüğe giren bir uluslararası hukuk belgesi Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş senedidir. Lozan barış antlaşmasının onaylanmasıyla bizim konumumuz da tamamlanmış karşılıklı olarak yapılan nüfus mübadelesi ve Ulus devlet, laiklik ve bağımsızlık kavramlarının yanında esas kazandığımız da hürriyetimizdir.

    Gerçekte Lozan bir zafer mi yoksa hezimet mi? Kaybettiklerimizle ve kazandıklarımızla ilgili hesapları iyi yaparak doğru analiz ederek iyi bir tahlil ile ortaya koymakla ancak mümkün olabilir. Lozan da Türk heyeti taviz de verdi (Eski dönemlerde Göktürk, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri de büyük tavizler verdiği antlaşmalar yapmışlardır) fakat dağılmış ve ve işgal edilmiş çok uluslu bir İmparatorluk yeniden dizayn edilerek devlet haline getirildi. Bu çok büyük bir kazançtır? Bu günkü siyasi konjektürden bakarak o günkü olayları ve yaşanılanları eleştirmek sağlıklı sonuçlar vermez? Ölçü aldığımız şey bu günün koşulları değil fakir ve zayıf bir Osmanlı Devletinin işgal edilmiş topraklarının yeniden diriltilerek tekrar yeni kurmuş olduğu devletine ve sonucuna bakmak lazımdır. Kemalist yapıya, dönemin tek adamlığına, itiraz edilebilir; fakat demokrasiyi de işletmeye çalışmış olanların laiklik durumuna da günümüz penceresinden makül ölçülerde eleştiriler yapılabilir. Dönemin güç dengelerini ve karşı tarafın imkanlarını hesaba katmadan asla doğru bir sonuca varamazsınız. Lozan'ı biz çok başarılı buluyoruz kimisi de başarısız bulabilir fakat hezimet görmek verilen milli mücadelenin ruhuna aykırı bir davranıştır aziz vatan uğrunda şehadete yürümüş şehitlerimize de saygısızlıktır. Biz genç bir ulus devlet kurduk, milli bir beraberlik sergiledik ve bu kavramın adına da Cumhuriyet dedik. Türk milletinin asli unsuru olan kendi tebasının Türk'lerin adıyla kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Lozan'da tescillenerek onaylanmıştır. 

     Zorlu diplomatik sürecin devam ettiği dönemde kaç kez savaşın eşiğinden dönüldüğü düşünüldüğünde büyük bir siyasi ve politik oyunların satranç gibi oynandığını düşünürsek İsmet paşa ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de onayıyla hiç taviz vermemiş olabilir mi bu mümkünmüdür? Özellikle boğazlar meselesi Lozan'da çözülememiş ve daha sonra 20 Temmuz 1936 yılında yapılan Montrö antlaşması ile sonuçlanmıştır. Lozan barış görüşmelerinin ne kadar zor geçtiğinin de bir işaretidir bu? Gücümüz ve kudretimizce dimdik ayakta durduk çok şey kazandık az şey kaybettik, ama öyle hezimet gibi ne istedilerse verdik iftiraları bir karalamadır? O zaman Lozan'da niçin savaşın eşiğine geldiğimizi de sormak isteriz. Gençlik ve tecrübeszilik vardır, diplomasi dehası Lord Curzon karşısında etkisiz de kalmış olabiliriz fakat  asla pes etmedik ve istediğimizi de söke, söke aldık. Bura da indirgemeci ve hezimet söylemleri tamamen düşmanı sevindirmek için söylenmiş yalan ve efsane hikayelerdir. Bütün hakikat burada Türkiye Cumhuriyetinin tescilindedir. Bizleri bölmek isteyenlerin maalesef elleri boş kalacak avuçlarını oğuşturanların hevesi kursağında kalacaktır.

     Halk arasında yaygın olan şu söylemin özellikle Türkiye Cumhuriyetine karşı kini olanların, Lozan'nın hezimet sözcüğü ve gizli maddelerinin olduğu geçerliliğinin 2023 yılında sona ereceği seklinde ki söylentiler tamamen asılsız ve yalandır. Böyle bir şey asla mümkün değildir karar metni ortadadır. O günkü iradeyi ve başarıyı küçük düşürmek ve itibarsızlaştırmak için uydurulmuş,  tamamen asılsız bir yalandan ibaret olan söylemdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Silah arkadaşlarının yaptıkları  ve kurtuluş mücadelemiz ortadadır? Hiç savaş yapmadık hatta Sakarya yoktur diyenlere üstad Necip Fazıl Kısakürek Sakarya şiiriyle bir başka şairimiz Kocatepe ile ve başka şairlerimiz de milli mücadele ve Vatan şiirleriyle cevaplar vermişlerdir. Bizler devlet olduk millet olduk ve büsbütün irade ortaya koyduk.

   Türklerden bahsediyorsanız onlar tarih boyu devlet kurmuşlardır. Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları o gün onu yaptı TBMM'de Cumhuriyeti ilan etti? Tarih şekillendi coğrafyalar yeniden dizayn edildi ama "Türk gibi kuvvetli sözü bir kez daha tescillendi."

 "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE."

Ali  KARACA
24.07.2021
İSTANBUL