MAVERAÜNNEHİR’İN TEFEKKÜR DERİNLİĞİ
İsmail DERVİŞOĞLU

İsmail DERVİŞOĞLU

DERVİŞ'İN FİKRİ

MAVERAÜNNEHİR’İN TEFEKKÜR DERİNLİĞİ

09 Aralık 2015 - 23:05

 

YUSUF HAS HACİP VE KUTADGU BİLİG

Orta Asya’ya gelen ilk İslâm ordularının komutanı Hakem b. Amr el-Gıfarî’nin (Ölümü M. 670) Amuderya, diğer bir adıyla Ceyhun nehrinin suyunu içip şükür namazı kıldığı rivayet edilir. Bu olay, Amuderya’nın kuzeyinde geniş bir alana yayılan ve Buhara, Semerkant, Kaşgar, Balasagun gibi birçok Türk yurtlarını içine alan Maveraünnehir’in yani “nehrin ötesi”nin İslâm’la ilk tanışmasıdır. Nehir boyunda meskûn olan cevval Türk toplulukları özellikle sûfilerin önemli katkılarıyla Müslüman olmayı kabul ederken dünyanın gelecekteki tarihine İslâm’ın rengini vermeye ilk olarak bu bölgeden başlamış, eski Budist merkezleri birer İslâm kültür merkezi hâline dönüşmüştür.

Maveraünnehir’de kurulan ilk İslâm devleti Karahanlılar’dır. Başşehri Kaşgar olmak üzere M. 840-1212 yılları arasında bu bölgede hüküm süren Karahanlılar Türk milletinin hem siyasî hem kültürel bakımdan mukadderatına yön veren gelişmelerin de belirleyicisi olmuştur. Oğuzların İslâmlaşması, yerleşik şehir hayata geçmeleri ve Orta Asya bozkırlarından İran’a ve Anadolu içlerine kadar yayılmalarında Karahanlılar önemli rol oynar. İslâm medeniyetinin etkisinde bilim, felsefe ve sanat alanında Türkçenin şaheserleri olarak nitelendirilebilecek Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig”, Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ı Lûgati’t-Türk”, Edip Ahmed Yüknekî’nin “Atabetü’l- Hakâyık”  gibi özgün eserlerin de bu dönemin ürünü olduğunu görüyoruz.

Yukarıda zikrettiğimiz eserlerden Yusuf has Hacip’in Kutadgu Bilig’i Türk dili alanında yazılmış tarihî öneme sahip bir eser olmakla beraber bizce daha da önemlisi 11. yüzyıl Maveraünnehir coğrafyasında neşet eden İslâm-Türk düşüncesini tebarüz ettirmesi bakımından dikkate değer bir nitelik taşır. Bu yazıda dönemin tefekkürî karakterini yansıtması bakımından Yusuf Has Hacip ve genel hatlarıyla Kutadgu Bilig üzerinde duracak;  yazarın eseri yazdığı dönem itibarıyla üzerinde durduğu insan, toplum, kâinat kavramlarına yaklaşımını ve yorumunu özetlemeye çalışacağız.

Yusuf Has Hacip hakkında ne yazık ki çok fazla bilgiye sahip değiliz. Şairin Balasagun’da soylu bir aile içinde dünyaya geldiğini; iyi bir öğrenim gördüğünü; bilgisi, erdemi, dindarlığıyla temayüz ettiğini; eserini 1069-1070 yıllarında bir buçuk senede Balasagun’da yazıp Kaşgar’da bitirdiğini ve Karahanlı hükümdarı Tavgaç Uluğ Buğra Han’a sunduğunu; hükümdardan da mükâfat olarak “görevleri en incesi olan” has haciplik ünvanını aldığını biliyoruz. Kutadgu Bilig’de “Elli yaşım bana elini değdirdi./Şimdi de altmış bana ‘gel’ diyor.” Dediğine göre eserini yazdığı sıralarda ellili yaşlarda olmalıdır. Buna göre muhtemelen 11. yüzyılın ilk çeyreğinde doğmuştur. İfade ettiği gibi kendisini davet eden yaşa varıp varmadığını da bilmiyoruz.

Yusuf Has Hacip yaşadığı dönemin tanınmış bilgin, şair ve düşünürüdür. Eserinde şair ve düşünürlüğünün idrakindedir ve bunu ifade etmekten de geri kalmaz. Türkçeyi kullanma konusunda şairane bir hassasiyete sahip olduğu da Kutadgu Bilig’i ana diliyle yazmış olmasından anlaşılmaktadır. İnanmış bir Müslümandır. Allah’ın varlığına birliğine gönülden inanıyor; O’nun insanı seçerek yarattığını ve ona büyük erdemler verdiğini düşünüyordu.

Kutadgu Bilig “mutlu olma bilgisi” anlamına gelir. Eser, sathî bir nasihat kitabı veya siyasetname türünden bir eser olmayıp insanın dünya ve ahirette mutluluğa ve huzura ulaşmak için izleyeceği yolu çizmek amacıyla yazılmış olup; hayatın anlamını, erdemli yaşamanın ilkelerini, toplum hayatının temel öğelerini, insan bilgisinin özünü ve değerini, insanın toplum ve devlet karşısındaki görevlerini belirleyen felsefî sistemi içerir. Yusuf Has Hacip eserinde birey, toplum, devlet hayatının ideal bir biçimde düzenlenmesi için gerekli olan zihniyet, bilgi ve erdemlerin ne olduğu, bunların nasıl elde edileceği ve nasıl uygulanması gerektiği üzerinde durur.

Kutadgu Bilig mesnevî tarzında yazılmış olup 6645 beyittir. Eser dört kavram ve bunları temsil eden dört sembolik şahsiyet üzerine oturtulmuştur. Doğru kanunu hükümdar Kün-Toğdı, mutluluğu vezir Ay-Toldı, aklı vezirin oğlu Ögdülmiş, ölümü zahid Odgurmış temsil eder. Bunların dışında Ay-Toldı’nın Hacip ile buluşmasını sağlayan Küsemiş, huzura kabulü sağlayan hacip, arada hizmet gören Oğlan, haber getiren Yumuşçı, ve zahidin yanında çalışan Kumaru da temsili şahsiyetlerdir. Bütün bu temsilî şahsiyetler çok canlı bir şekilde süren buluşma, konuşma, tartışma ve değişik tasvirlerle teatral bir kurgu içinde ele alınmaktadır.

Eserin başında yer alan Allah’ı birleme (tevhid), Hazreti peygambere övgü (Na’t), dört sahabenin zikrinden sonra parlak yaz mevsiminin tasviriyle hükümdar Tavgaç Uluğ Buğra Han’ın övgüsü gelir. Bunu insanoğlunun bilgisi ve aklı sayesinde hürmet kazanması ile dilin meziyet ve kusurları, yarar ve zararları, iyilik ve kötülük, ikbalin ve mutluluğun sürekli olmadığı, şükretmek, insana yararlı olan şeyler, erdem kazanmanın yolu, zevk ve sevgi, devleti yöneten hükümdarın, vezir ve danışmanların özellikleri, ibadet, ahireti kazanmanın yolu, insanlarla iyi geçinmek, çekememezlik, rüya yorumcuları, şairler, çiftçiler, satıcılar, küçük satıcılar, yoksullar ile ilişkiler,  anlayışlı olmak, takva sahibi olmak, cömertlik, ihtiyatlılık, doğru sözlülük kibir ve gurur, evlenmek, çocuk eğitimi, çalışmak, dedikodudan korunmak vs. hakkında bölümler izler. Eserin omurgasını “kâmil insan” kavramı oluşturur. Yusuf Has Hacip’e göre kamil insan okumak, yazmak, bütün dilleri bilmek, şiir yazmak, matematik öğrenmek gibi temel bilgileri edinmek yanında dönemin Türk yaşantısına ait avcılık, kuşçuluk, ok atmak, satranç oynamak gibi maharetleri de kazanmalıdır.

Yusuf Has Hacip eserinde, bilgisizliği hastalık sayar. Bilgisizler kendilerini bilgi ile tedavi ettirmelidir. Kişinin zamanı israf etmemesi gerektiğini, bilgi edinerek zamanın korunması gerektiğini belirtir. Ona göre insanlar arsındaki farklılıklar bilgi yüzündendir. “Bilgi ile gökyüzüne bile yol bulunur.” Her söylenen bilerek söylenmelidir. İnsanlar bilgisinden dolayı saygıdeğer kabul edilir. Toplum içinde anarşi yalnız bilgi ile ortadan kaldırılır. Akıllı olan asalet kazanır. Bilgili olan makam kazanır. Aklın azını küçümsememek gerekir, yararı çoktur. Bilginin de azını küçümsememek gerekir, o nadir ele geçen bir güçtür. İyi kişileri seçebilmek için akıllı; işine yarayanı yaramayandan, gerekli olanı olmayandan ayırt edebilmek için bilgili olmak gerekir.  

Ona göre dil akıl ve bilginin tercümanıdır. Dilin zararları hakkında şunları söyler: “Kara başın dili kırmızı dildir. Kırmızı dil ömür kısaltır. O ne başlar yedi, daha da yemektedir. Başını korumak istersen dilini gözet. Bilgisizi dili kilitli gibi durmalı, bilgili de diline sahip çıkmalı. Kişi diliyle kendi değerini kaybeder. Bazen dili yüzünden canını bile kaybedebilir. İnsan yaşlandıkça düşündüklerini saklayamaz. Konuşmak zorundadır. Bununla beraber insanın konuşması için bir şey sorulmalı. Sorulmazsa ağzını açmamalıdır.”

Pekâlâ dilin yararı yok mudur? Varsa nelerdir? Yusuf Has Hacip bu soruya şöyle karşılık verir: “Söz yerinde söylenirse yararlıdır. Çünkü yerinde söylenen söz insanı yüceltir. Sözün yardımıyla insan yağız yerden göğe yükselir, baş köşede kendisine bir yer bulur. Dil söylemezse bilgi saklı kalır. Övünülecek yanı çok olan dile çok saldırmak da doğru değildir. Bütün canlılar Allah’ın birliğine dil şehadet ederler.”

Hayat ve ölüm konusu kadim düşünürlerden bu yana insanlığın zihnini kurcalayan aslî meselelerindendir. Yusuf Has Hacip bu konuda inanmış bir Müslüman, bir mutasavvıf yaklaşımı sergiler. Eserin özellikle bu konuyla ilgili bölümü İslâm imanının, İslâm tasavvufunun, derin bilgi, duyuş ve düşünüşüyle işlenir. Kutadgu Bilig’de ölümü yaklaşan vezir Ay-Toldı ile hükümdar Kün-Toğdı ve Ögdülmiş arasındaki söyleşi hastalık, ölüm, dünya malı ve iyilik kötülük kavramları üzerine dönemin hayat felsefesini de yansıtır. Yusuf Has Hacip “Hastalığa sabretmek gerekir. Hastalık günahların kefaretidir. Hasta olanlar hemen ölselerdi, dünyada rızık yiyecek kimse kalmazdı. Doğan herkes de ölmeye yükselen her şey batmaya mahkûmdur. Kişi ölümü yaklaştığında ‘Niçin bu kadar para biriktirdim. İhtiyacımdan fazlasını ihtiyacı olan yoksullara niçin dağıtmadım. Niçin suçu günahı olmayan insanları kırdım. Bugün pişmanım ama bir yararı var mı? Dünya zevkleri ile oyalananlar ölüm yaklaşınca uyanırlar’ diye hayıflanır” der. Yusuf has Hacip bu konuya bağlı olarak dünyayı sevmek konusunda ise şöyle der: “Dünya işlerini de sevmemek lâzımdır. Dünya insana kendini sevdirir, kusurları sana erdem gibi gösterir. İnsan bu dünyada iki günlük konuktur. Hayat ölmek içindir. Ölüm hazırlanmıştır, sadece zamanını bekliyor. Bir kapı açıldı, dünya kapısı. Ardından bir kapı daha açılır, o da ölüm kapısıdır. Dünya malının dine karşı kini vardır. Dünyaya kavuşunca dini ihmal ettirir. Dünya malı, insanı süslü gelin gibi heyecanlandırır. Gönül verirsen huysuz cadı olur.”             “İnsanlara zararlı olan üç şey vardır” der Yusuf Has Hacip: “Biri, kötü tabiatlı ve inatçı olmak, diğeri yakan söylemek, üçüncüsü de insanları küçük düşüren cimriliktir. Kim haşin tabiatlı olursa onun işi sürekli ters gider.kim yalan söylemekle şöhret bulmuşsa hep o şöhretle anılır.”

Yusuf Has Hacip yöneticilerin özelliklerinden bahsederken kâmil insan portresi çizer. Ona göre yönetici iyi huylu, takva sahibi, anlayışlı ve gönüllü, tok gözlü, cömert, haya sahibi, özü sözü bir, ihtiyatlı, ihmali olmayan, cesur olmalıdır. Acelecilik, cimrilik, kızgınlık, inatçılık ve yalancılık gibi beş kötü şeyi kendinden uzak tutmalıdır. Haram olan içki, kumar gibi alışkanlıklara da bulaşmamalıdır. “içki içme ey içki düşkünü, ey boğazının esiri/içki içersen açıldı sana yoksulluk yolu.”

Şairlere nasıl davranmalı? Yusuf Has Hacip buna hükümdarın halkın katmanlarına nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği konusunu işlerken değinir. “Dikkat edersen onlar denize dalarak Güher, inci ve yakut çıkaran insanlara benzerler. Bunlar insanı överlerse bu övgü bütün dünyaya yayılır. Yererlerse o insanın adı daima kötü olarak kalır. Eğer övülmek istersen onları memnun et. Şairlerin dilinden kendini para ile satın al. Onlara iyi davran. Sakın ha dillerine düşme.”

Evlenmek konusunda ise şunları söyler. “Evlenmek istersen çok dikkatli ol. Alacaksan el değmemiş ve senden başka erkek yüzü görmemiş olan bir kız ara. Haya ve takva sahibi, iyi bir aile kızı ile evlen. Kadının güzelini herkes arzular fakat kadının güzelliği tavır ve hareketleridir. Kadın takva sahibi olursa soylu demektir. Sen kendi derecenden aşağı kadınla evlen, mutlu olursun.”
Yusuf Has Hacip’in değindiği konulardan biri de çocuk eğitimidir. Ona göre oğlan veya kız olsun çocuğu kendi evinde eğitmelidir. İster oğlan ister kız ona bilgi ve eğitim verilmelidir. Bilgi ve eğitim onlara iki dünyada da gereklidir. Kişi, oğlunu evlendireceği zaman kız almalı, kızını da çabuk evlendirmelidir.  

İnsanlığın ezelî ve ebedî sorunlarına değindiği eserinde Yusuf Has Hacip, birçok düşünce hikmetleriyle bugün de uyulacak kadar doğru ve aydınlatıcıdır. Şunu ifade etmek gerekir ki hayatı ve eseri hakkında vermeye çalıştığımız özet malumat ve eseri üzerinde yaptığımız bu kısa gezinti Yusuf Has Hacip ve Maveraünnehir’in tefekkür denizinden bir damlacık bile değildir. İçten olduğu kadar derinlikli, İslamî olduğu kadar Türk insanının karakterine özgü bu eser, yüzümüzü döndüğümüz Batılı düşünürlerin düşüncelerinden hiç de aşağı değildir. Ve Yusuf Has Hacip birçok sûfi, şair ve bilgin gibi bütün canlılığıyla yüzyıllar öncesinden bize seslenmeye hâlâ devam etmektedir.         

 

YUSUF HAS HACİP VE KUTADGU BİLİG

Orta Asya’ya gelen ilk İslâm ordularının komutanı Hakem b. Amr el-Gıfarî’nin (Ölümü M. 670) Amuderya, diğer bir adıyla Ceyhun nehrinin suyunu içip şükür namazı kıldığı rivayet edilir. Bu olay, Amuderya’nın kuzeyinde geniş bir alana yayılan ve Buhara, Semerkant, Kaşgar, Balasagun gibi birçok Türk yurtlarını içine alan Maveraünnehir’in yani “nehrin ötesi”nin İslâm’la ilk tanışmasıdır. Nehir boyunda meskûn olan cevval Türk toplulukları özellikle sûfilerin önemli katkılarıyla Müslüman olmayı kabul ederken dünyanın gelecekteki tarihine İslâm’ın rengini vermeye ilk olarak bu bölgeden başlamış, eski Budist merkezleri birer İslâm kültür merkezi hâline dönüşmüştür.

Maveraünnehir’de kurulan ilk İslâm devleti Karahanlılar’dır. Başşehri Kaşgar olmak üzere M. 840-1212 yılları arasında bu bölgede hüküm süren Karahanlılar Türk milletinin hem siyasî hem kültürel bakımdan mukadderatına yön veren gelişmelerin de belirleyicisi olmuştur. Oğuzların İslâmlaşması, yerleşik şehir hayata geçmeleri ve Orta Asya bozkırlarından İran’a ve Anadolu içlerine kadar yayılmalarında Karahanlılar önemli rol oynar. İslâm medeniyetinin etkisinde bilim, felsefe ve sanat alanında Türkçenin şaheserleri olarak nitelendirilebilecek Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig”, Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ı Lûgati’t-Türk”, Edip Ahmed Yüknekî’nin “Atabetü’l- Hakâyık”  gibi özgün eserlerin de bu dönemin ürünü olduğunu görüyoruz.

Yukarıda zikrettiğimiz eserlerden Yusuf has Hacip’in Kutadgu Bilig’i Türk dili alanında yazılmış tarihî öneme sahip bir eser olmakla beraber bizce daha da önemlisi 11. yüzyıl Maveraünnehir coğrafyasında neşet eden İslâm-Türk düşüncesini tebarüz ettirmesi bakımından dikkate değer bir nitelik taşır. Bu yazıda dönemin tefekkürî karakterini yansıtması bakımından Yusuf Has Hacip ve genel hatlarıyla Kutadgu Bilig üzerinde duracak;  yazarın eseri yazdığı dönem itibarıyla üzerinde durduğu insan, toplum, kâinat kavramlarına yaklaşımını ve yorumunu özetlemeye çalışacağız.

Yusuf Has Hacip hakkında ne yazık ki çok fazla bilgiye sahip değiliz. Şairin Balasagun’da soylu bir aile içinde dünyaya geldiğini; iyi bir öğrenim gördüğünü; bilgisi, erdemi, dindarlığıyla temayüz ettiğini; eserini 1069-1070 yıllarında bir buçuk senede Balasagun’da yazıp Kaşgar’da bitirdiğini ve Karahanlı hükümdarı Tavgaç Uluğ Buğra Han’a sunduğunu; hükümdardan da mükâfat olarak “görevleri en incesi olan” has haciplik ünvanını aldığını biliyoruz. Kutadgu Bilig’de “Elli yaşım bana elini değdirdi./Şimdi de altmış bana ‘gel’ diyor.” Dediğine göre eserini yazdığı sıralarda ellili yaşlarda olmalıdır. Buna göre muhtemelen 11. yüzyılın ilk çeyreğinde doğmuştur. İfade ettiği gibi kendisini davet eden yaşa varıp varmadığını da bilmiyoruz.

Yusuf Has Hacip yaşadığı dönemin tanınmış bilgin, şair ve düşünürüdür. Eserinde şair ve düşünürlüğünün idrakindedir ve bunu ifade etmekten de geri kalmaz. Türkçeyi kullanma konusunda şairane bir hassasiyete sahip olduğu da Kutadgu Bilig’i ana diliyle yazmış olmasından anlaşılmaktadır. İnanmış bir Müslümandır. Allah’ın varlığına birliğine gönülden inanıyor; O’nun insanı seçerek yarattığını ve ona büyük erdemler verdiğini düşünüyordu.

Kutadgu Bilig “mutlu olma bilgisi” anlamına gelir. Eser, sathî bir nasihat kitabı veya siyasetname türünden bir eser olmayıp insanın dünya ve ahirette mutluluğa ve huzura ulaşmak için izleyeceği yolu çizmek amacıyla yazılmış olup; hayatın anlamını, erdemli yaşamanın ilkelerini, toplum hayatının temel öğelerini, insan bilgisinin özünü ve değerini, insanın toplum ve devlet karşısındaki görevlerini belirleyen felsefî sistemi içerir. Yusuf Has Hacip eserinde birey, toplum, devlet hayatının ideal bir biçimde düzenlenmesi için gerekli olan zihniyet, bilgi ve erdemlerin ne olduğu, bunların nasıl elde edileceği ve nasıl uygulanması gerektiği üzerinde durur.

Kutadgu Bilig mesnevî tarzında yazılmış olup 6645 beyittir. Eser dört kavram ve bunları temsil eden dört sembolik şahsiyet üzerine oturtulmuştur. Doğru kanunu hükümdar Kün-Toğdı, mutluluğu vezir Ay-Toldı, aklı vezirin oğlu Ögdülmiş, ölümü zahid Odgurmış temsil eder. Bunların dışında Ay-Toldı’nın Hacip ile buluşmasını sağlayan Küsemiş, huzura kabulü sağlayan hacip, arada hizmet gören Oğlan, haber getiren Yumuşçı, ve zahidin yanında çalışan Kumaru da temsili şahsiyetlerdir. Bütün bu temsilî şahsiyetler çok canlı bir şekilde süren buluşma, konuşma, tartışma ve değişik tasvirlerle teatral bir kurgu içinde ele alınmaktadır.

Eserin başında yer alan Allah’ı birleme (tevhid), Hazreti peygambere övgü (Na’t), dört sahabenin zikrinden sonra parlak yaz mevsiminin tasviriyle hükümdar Tavgaç Uluğ Buğra Han’ın övgüsü gelir. Bunu insanoğlunun bilgisi ve aklı sayesinde hürmet kazanması ile dilin meziyet ve kusurları, yarar ve zararları, iyilik ve kötülük, ikbalin ve mutluluğun sürekli olmadığı, şükretmek, insana yararlı olan şeyler, erdem kazanmanın yolu, zevk ve sevgi, devleti yöneten hükümdarın, vezir ve danışmanların özellikleri, ibadet, ahireti kazanmanın yolu, insanlarla iyi geçinmek, çekememezlik, rüya yorumcuları, şairler, çiftçiler, satıcılar, küçük satıcılar, yoksullar ile ilişkiler,  anlayışlı olmak, takva sahibi olmak, cömertlik, ihtiyatlılık, doğru sözlülük kibir ve gurur, evlenmek, çocuk eğitimi, çalışmak, dedikodudan korunmak vs. hakkında bölümler izler. Eserin omurgasını “kâmil insan” kavramı oluşturur. Yusuf Has Hacip’e göre kamil insan okumak, yazmak, bütün dilleri bilmek, şiir yazmak, matematik öğrenmek gibi temel bilgileri edinmek yanında dönemin Türk yaşantısına ait avcılık, kuşçuluk, ok atmak, satranç oynamak gibi maharetleri de kazanmalıdır.

Yusuf Has Hacip eserinde, bilgisizliği hastalık sayar. Bilgisizler kendilerini bilgi ile tedavi ettirmelidir. Kişinin zamanı israf etmemesi gerektiğini, bilgi edinerek zamanın korunması gerektiğini belirtir. Ona göre insanlar arsındaki farklılıklar bilgi yüzündendir. “Bilgi ile gökyüzüne bile yol bulunur.” Her söylenen bilerek söylenmelidir. İnsanlar bilgisinden dolayı saygıdeğer kabul edilir. Toplum içinde anarşi yalnız bilgi ile ortadan kaldırılır. Akıllı olan asalet kazanır. Bilgili olan makam kazanır. Aklın azını küçümsememek gerekir, yararı çoktur. Bilginin de azını küçümsememek gerekir, o nadir ele geçen bir güçtür. İyi kişileri seçebilmek için akıllı; işine yarayanı yaramayandan, gerekli olanı olmayandan ayırt edebilmek için bilgili olmak gerekir.  

Ona göre dil akıl ve bilginin tercümanıdır. Dilin zararları hakkında şunları söyler: “Kara başın dili kırmızı dildir. Kırmızı dil ömür kısaltır. O ne başlar yedi, daha da yemektedir. Başını korumak istersen dilini gözet. Bilgisizi dili kilitli gibi durmalı, bilgili de diline sahip çıkmalı. Kişi diliyle kendi değerini kaybeder. Bazen dili yüzünden canını bile kaybedebilir. İnsan yaşlandıkça düşündüklerini saklayamaz. Konuşmak zorundadır. Bununla beraber insanın konuşması için bir şey sorulmalı. Sorulmazsa ağzını açmamalıdır.”

Pekâlâ dilin yararı yok mudur? Varsa nelerdir? Yusuf Has Hacip bu soruya şöyle karşılık verir: “Söz yerinde söylenirse yararlıdır. Çünkü yerinde söylenen söz insanı yüceltir. Sözün yardımıyla insan yağız yerden göğe yükselir, baş köşede kendisine bir yer bulur. Dil söylemezse bilgi saklı kalır. Övünülecek yanı çok olan dile çok saldırmak da doğru değildir. Bütün canlılar Allah’ın birliğine dil şehadet ederler.”

Hayat ve ölüm konusu kadim düşünürlerden bu yana insanlığın zihnini kurcalayan aslî meselelerindendir. Yusuf Has Hacip bu konuda inanmış bir Müslüman, bir mutasavvıf yaklaşımı sergiler. Eserin özellikle bu konuyla ilgili bölümü İslâm imanının, İslâm tasavvufunun, derin bilgi, duyuş ve düşünüşüyle işlenir. Kutadgu Bilig’de ölümü yaklaşan vezir Ay-Toldı ile hükümdar Kün-Toğdı ve Ögdülmiş arasındaki söyleşi hastalık, ölüm, dünya malı ve iyilik kötülük kavramları üzerine dönemin hayat felsefesini de yansıtır. Yusuf Has Hacip “Hastalığa sabretmek gerekir. Hastalık günahların kefaretidir. Hasta olanlar hemen ölselerdi, dünyada rızık yiyecek kimse kalmazdı. Doğan herkes de ölmeye yükselen her şey batmaya mahkûmdur. Kişi ölümü yaklaştığında ‘Niçin bu kadar para biriktirdim. İhtiyacımdan fazlasını ihtiyacı olan yoksullara niçin dağıtmadım. Niçin suçu günahı olmayan insanları kırdım. Bugün pişmanım ama bir yararı var mı? Dünya zevkleri ile oyalananlar ölüm yaklaşınca uyanırlar’ diye hayıflanır” der. Yusuf has Hacip bu konuya bağlı olarak dünyayı sevmek konusunda ise şöyle der: “Dünya işlerini de sevmemek lâzımdır. Dünya insana kendini sevdirir, kusurları sana erdem gibi gösterir. İnsan bu dünyada iki günlük konuktur. Hayat ölmek içindir. Ölüm hazırlanmıştır, sadece zamanını bekliyor. Bir kapı açıldı, dünya kapısı. Ardından bir kapı daha açılır, o da ölüm kapısıdır. Dünya malının dine karşı kini vardır. Dünyaya kavuşunca dini ihmal ettirir. Dünya malı, insanı süslü gelin gibi heyecanlandırır. Gönül verirsen huysuz cadı olur.”             “İnsanlara zararlı olan üç şey vardır” der Yusuf Has Hacip: “Biri, kötü tabiatlı ve inatçı olmak, diğeri yakan söylemek, üçüncüsü de insanları küçük düşüren cimriliktir. Kim haşin tabiatlı olursa onun işi sürekli ters gider.kim yalan söylemekle şöhret bulmuşsa hep o şöhretle anılır.”

Yusuf Has Hacip yöneticilerin özelliklerinden bahsederken kâmil insan portresi çizer. Ona göre yönetici iyi huylu, takva sahibi, anlayışlı ve gönüllü, tok gözlü, cömert, haya sahibi, özü sözü bir, ihtiyatlı, ihmali olmayan, cesur olmalıdır. Acelecilik, cimrilik, kızgınlık, inatçılık ve yalancılık gibi beş kötü şeyi kendinden uzak tutmalıdır. Haram olan içki, kumar gibi alışkanlıklara da bulaşmamalıdır. “içki içme ey içki düşkünü, ey boğazının esiri/içki içersen açıldı sana yoksulluk yolu.”

Şairlere nasıl davranmalı? Yusuf Has Hacip buna hükümdarın halkın katmanlarına nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği konusunu işlerken değinir. “Dikkat edersen onlar denize dalarak Güher, inci ve yakut çıkaran insanlara benzerler. Bunlar insanı överlerse bu övgü bütün dünyaya yayılır. Yererlerse o insanın adı daima kötü olarak kalır. Eğer övülmek istersen onları memnun et. Şairlerin dilinden kendini para ile satın al. Onlara iyi davran. Sakın ha dillerine düşme.”

Evlenmek konusunda ise şunları söyler. “Evlenmek istersen çok dikkatli ol. Alacaksan el değmemiş ve senden başka erkek yüzü görmemiş olan bir kız ara. Haya ve takva sahibi, iyi bir aile kızı ile evlen. Kadının güzelini herkes arzular fakat kadının güzelliği tavır ve hareketleridir. Kadın takva sahibi olursa soylu demektir. Sen kendi derecenden aşağı kadınla evlen, mutlu olursun.”
Yusuf Has Hacip’in değindiği konulardan biri de çocuk eğitimidir. Ona göre oğlan veya kız olsun çocuğu kendi evinde eğitmelidir. İster oğlan ister kız ona bilgi ve eğitim verilmelidir. Bilgi ve eğitim onlara iki dünyada da gereklidir. Kişi, oğlunu evlendireceği zaman kız almalı, kızını da çabuk evlendirmelidir.  

İnsanlığın ezelî ve ebedî sorunlarına değindiği eserinde Yusuf Has Hacip, birçok düşünce hikmetleriyle bugün de uyulacak kadar doğru ve aydınlatıcıdır. Şunu ifade etmek gerekir ki hayatı ve eseri hakkında vermeye çalıştığımız özet malumat ve eseri üzerinde yaptığımız bu kısa gezinti Yusuf Has Hacip ve Maveraünnehir’in tefekkür denizinden bir damlacık bile değildir. İçten olduğu kadar derinlikli, İslamî olduğu kadar Türk insanının karakterine özgü bu eser, yüzümüzü döndüğümüz Batılı düşünürlerin düşüncelerinden hiç de aşağı değildir. Ve Yusuf Has Hacip birçok sûfi, şair ve bilgin gibi bütün canlılığıyla yüzyıllar öncesinden bize seslenmeye hâlâ devam etmektedir.