DAR KAFALILAR ANLAYAMAZ
Ertuğrul Özgün

Ertuğrul Özgün

MEMLEKET İŞLERİ

DAR KAFALILAR ANLAYAMAZ

26 Ocak 2017 - 00:04

“Partimizi tutarsızlıkla suçlayanların, dün söylediklerimizle bugünkü ifade ve irademizin çeliştiğini ileri sürenlerin ne kadar yanıldıkları, ne denli art niyetli oldukları yakında tüm yönleriyle anlaşılacaktır. MHP ne ilkelerinden ne ülkülerinden ne de ülkesinin emanetlerinden en ufak taviz ve dönüşü olmayan muazzam bir millet eseridir. Bunu anlamayan dar kafalıların, kriz ve kaosa yatırım yapan demokrasi ve millet muhaliflerinin MHP'yi karalama telaşı ve suçlama yarışı beyhude bir çaba olmaktan kurtulamayacaktır."

Bu sözlerin sahibi Sayın Devlet Bahçeli’yi ne kadar anladığımızı tahlil edelim.

Darbecilerin yayımladıkları bildirilerinden anladığımız kadarıyla; 15 Temmuz darbe kalkışmasının dayandırıldığı gerekçe;

"Sistematik bir şekilde sürdürülen anayasa ve kanun ihlalleri" idi.

Darbe kalkışmasının bastırılmasından yaklaşık üç ay sonra Sayın Bahçeli, “Parlamenter sistemden yana olduklarını, ancak Türkiye'de anayasal yetkilerinin dışında davranan bir Cumhurbaşkanı nedeniyle fiili başkanlık sistemi yaşandığını, bunun içeride ve dışarıda sorunlarla boğuşulan bir dönemde devlet krizi yarattığını ve kaosa neden olduğunu böyle bir ortamda bu fiili durumun daha fazla devam etmesini istemediklerini” söyledi.

Biz, Sayın Bahçeli’nin bu açıklamalarından şunları anladık.

“Mevcut yönetim tarafından yürütülen anayasa ve kanun ihlalleri gerekçe gösterilerek yapılan darbe kalkışması, fiili durumun devam etmesi halinde yeniden tekrarlanabilir. O halde yasalar yönetimin istediği şekilde düzenlenmelidir”

Bugüne kadar kendisinin de her platformda şikâyetçi olduğu yönetimin, anayasa ve kanunları ihlal eden tutumlarını terk edip anayasal çizgiye gelmesini istemesi beklenen Sayın Bahçeli, hiç kimsenin beklemediği bir tavır sergileyerek anayasayı yönetimin istediği şekli ile değiştirmeye katkı sunması herkes gibi bizi de şaşırttı. Ancak devletin karşı karşıya kaldığı büyük bir tehlikenin varlığını düşünerek beklemeyi yeğledik.

Sayın Bahçeli’nin bu tip açıklamalar yaptığı her zamanda yönetimlerde oluşan değişimlere alışık olduğumuz için süreci izlemeye ve değerlendirmeye başladık.

Öncelikle Sayın Bahçeli’nin Gerek 3 Kasım 2002 deki erken seçim konusunda, gerek Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesindeki 367 krizindeki tutumunda ve gerekse de 7 Haziran seçimlerinden sonra hükümet kurma ve Meclis başkanı seçimi sırasında izlediği yolu muhakeme yapmadan yalnızca siyasal hesaplar doğrultusunda eleştirenlerden olmadığımızı, bu politikalarını doğru bulanlardan olduğumuzu ilan edelim.

Çünkü bu hamlelerinin nedenlerini de sonuçlarını da devlet adamlığı kimliği ile bağdaştırınca anlayabiliyoruz..

Ancak 1 Kasım seçimlerinden sonra başlayan kongre sürecinde farklı bir Bahçeli kimliği ile tanıştık. Sanki seveninin de sevmeyeninin de hakkında tutarlı ve ilkeli devlet adamı diye fikir birliği ettikleri Devlet Bahçeli gitmiş, yerine siyasal hedeflerine ulaşmak için birbiriyle tutarlı olmayan sözler söyleyip davranışlar sergileyen siyaset adamı kimliği ile başka bir Devlet Bahçeli gelmişti.

Kongre sürecinde uyguladığı tavır ve davranışlarından dolayı üzülmüş ama yine de belki bizim bilmediğimiz bir şeyler biliyor diyerek beklemeyi tercih etmiştik.

Devleti yönetenlerin vakıf olacağı bilgiler nedeni ile “bizim bilmediklerimizi bilirler” düşüncesi bizi öteden beri devlet adamlarını eleştirirken insaflı olmaya yönlendirmiştir

Sayın Bahçeli’nin Cumhurbaşkanlığı Anayasa değişikliği teklifi konusundaki söylediklerine devlet adamı kimliği açısından bakalım.

Darbe kalkışması öncesi söylediği, "Sayın Cumhurbaşkanı'nı millet seçti, bu tartışmasızdır. Ancak, seçen millet, anayasayı rafa kaldırarak başkan olsun demedi. Kim ne söylerse söylesin, devlet idaresi hukukun üstünlüğü ile çelişmektedir.” sözlerin yerini,

Kalkışmadan sonra:

“MHP, parlamenter sistemin revize edilip, reforma tabi tutularak devamından yanadır.”

"Türkiye akıntıda sürükleniyor, selin önünü alalım, gerekirse baraj yapalım;”

“Devlet düğümlendi, sistem tıkandı, rejim krize doğru gidiyor,”

“Filli dayatma var, bu imhanın finali olabilir;”

 “Geleceği düşünelim, nesilleri güvenceye alalım, uzlaşıp konuşalım; gerekirse millete gidelim” sözleri almıştır.

Buraya kadar bildiğimiz devlet adamı Bahçeli, söz konusu devlet millet olduğunda inisiyatif alan yukarıdaki gerekçeleri inanarak söyleyen, söylediklerinin arkasında kararlı bir şekilde duran ve elde edilecek sonuçtan dolayı her hangi bir beklenti içinde olmayan sevenine de sevmeyenine de sözlerinin arkasında durma konusunda güven veren bir kişiliktir.

Ve O’nu tanıyanlarca söylenecek söz şudur:

“Devleti ciddi şekilde tehlikede gören Bahçeli, siyasal hesaplar bir kenara bırakılarak mevcut yönetime destek vermek suretiyle tehlikeden çıkış yolu için inisiyatif almıştır.”

Bizim de inandığımız ve en azından inanmak istediğimiz Devlet Bahçeli budur.

Yalnız süreç ilerledikçe, “biz parlamenter sistemden yanayız, tasarıyı millete götürüp bu konuyu temelli kapatmak istiyoruz.” çizgisinden, “Meclis'te 'Evet' dersek, milletin huzurunda da 'Evet' deriz.” çizgisine gelmesi, Sayın Bahçeli’nin devlet adamı kimliğinden daha çok siyaset adamı kimliğiyle karşılaşacağımız kanaati oluşturmaktadır.

Mevcut haliyle halk oylamasına sunulacak olan yasa ile herkesin birleştiği ortak kanaat, Cumhurbaşkanının parti üyesi olması halinde kuvvetler ayrılığının gerçekleşmeyeceği ve yasamanın da yargının da Cumhurbaşkanının yetki gücüne bağlanacağı yönündedir.

Bu realiteyi en az bizim kadar görebilen devlet adamı Sayın Bahçeli, şayet Sayın Başbakanın söylediği gibi, tasarı yasalaştıktan sonra kurulacak hükümette bakan olarak görev alacak olursa, siyaset adamı Devlet bahçeli ile bir kez daha karşılaşmış olacağız demektir.

7 Haziranda MHP tabanının büyük bir bölümü açıktan dillendirmese de AKP-MHP koalisyonunun kurulamama nedenini Bahçeli’nin istekli olmadığına bağlamıştır.

Anayasa değişikliği teklifi halk oylamasında kabul edilirse Cumhurbaşkanı fiilen yeni hükümeti yeniden atayacaktır.

Meclis içinden ya da dışından görevlendireceği başbakan yardımcılarından biri Bahçeli olması ve MHP nin teklif edeceği bazı isimlerin de bakan olması hususunda hiçbir engel kalmayacaktır.

Hele bir de kurulacağı dillendirilen bu koalisyon hükümet halk oylaması öncesi kurulacak olursa partiler arasındaki diyalog çok farklı bir boyut kazanacaktır.

Kongre sürecinde gösterdiği alışılmamış siyasi manevralar ile kazanan taraf olan Bahçeli sevenlerinin gözünde bile güven kaybına uğramış ama sonunda kazanmıştır.

Bu sürecin sonunda da buna benzer bir sonuç çıkması durumunda seçmen kitlesinin istediği koalisyonu kurmakla yine kazanan taraf olabilir.

Ancak küçük bir ayrıntıyı unutmayalım. Yeni sistemle görevlendirilecek bakanlar MHP’nin bakanı değil Sayın Cumhurbaşkanının bakanı olacaklar. Yani Tuğrul Türkeş’in bugünkü hükümetteki konumu ve MHP seçmenine katkısı ne ise yeni görevlendirilen bakanların katkısı da o kadar olacaktır.

Atanan bakanlar, asla bir koalisyon olmayıp, Cumhurbaşkanı’nın memurları olacaktır.

Yürütmenin güçlendiği, yasamanın etkisizleşeceği yeni sistemde siyasetin iki büyük partiye yöneleceği düşünülürse, muhalif genel başkan adaylarına teslim edilmeyen MHP, bu yasadan sonra AKP’ye teslim edilmiş olacaktır.

Bizler dar kafamızla ancak bu kadar anlayabiliyoruz.