MARMARA DEPREMİ ( 17 AĞUSTOS 1999)
  • Reklam
ALİ  KARACA

ALİ KARACA

MARMARA DEPREMİ ( 17 AĞUSTOS 1999)

17 Ağustos 2020 - 07:51

 Ülkemizde bizim de şahit olduğumuz yakın tarihinin en büyük felaketi olarak gösterilen 17 Ağustos Marmara  Depremi'nin bugün 21. yıl dönümü?

     Tarihler 1999 yılında 16 Ağustos'u 17 Ağustos'a bağlayan gece de meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki müthiş yer sarsıntısı, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçti. Öyle bir sarsıldık ki zannettik  bütün Marmara koptu gitti?

     Merkez üssü Gölcük olan bilinen deprem, Marmara Bölgesi'nin genelinde hissedildi. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da büyük can ve mal kayıplarına sebebiyle oldu.

     Türkiye'nin kuzey bölgesinden boydan boya geçen Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın batı bölümünde meydana gelen deprem, 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03:01'de başladı ve 45 saniye sürdü. Sarsıntı öyle şiddetli ve büyük oldu ki sanki yer altında, adeta kompresör çalışıyor zannetik.

    Marmara Depremin merkez üssü İzmit'in Gölcük ilçesi olarak açıklandı. Büyüklüğü de Richter ölçeğine göre ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS) tarafından 7.6 Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi tarafından ise 7.8 olarak ölçüldü. Bununla birlikte, bugün genel olarak depremin büyüklüğü, ilk yapılan açıklamalarda duyurulan 7.4 olarak kabul ediliyor ve bu ölçü kullanılıyor.

       17 Ağustos  Marmara Depreminin büyüklüğü açısından Türkiye'de şimdiye kadar meydana gelen en büyük ikinci yer sarsıntısı olarak kayıtlara geçti. Derinliği 17 kilometre yerin altında  olan sarsıntıda yer kabuğunun sağa doğru hareket ettiği ve 120 kilometrelik bir hat boyunca kırıldığı tespit edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası, depremden 3 ay sonra yayımladığı raporda, fayın üzerinden geçen alanların ortalama 4 metre civarında sağa ve ileriye doğru kaydığını yazdı.

       Aynı raporda, Gölcük'teki ana merkez üssündeki kırılmanın ardından aynı fay kuşağı üzerinde daha doğuda yer alan Arifiye bölgesindeki bir başka deprem üssünün de devreye girmiş olabileceğinin düşünüldüğü belirtildi. 17 Ağustos Marmara depreminden yaklaşık 3 ay sonra, bu kez 12 Kasım'da yine Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde merkez üssü Düzce olan bir başka deprem daha meydana geldi. 7.2 büyüklüğünde olan ve 30 saniye süren Düzce Depremi'nde 845 kişi hayatını kaybetti.

      Deprem kuşağında olan ülkemiz 3 ay içerisinde meydana gelen büyüklüğü 7'nin üstündeki bu iki depremle sarsıldı? Türkiye'deki riskin ve özellikle de İstanbul'un güneyinden geçen fay hattında meydana gelmesi beklenen kırılmaya karşı alınacak önlemlerin daha fazla tartışılmasına neden oldu. Marmara Depreminde kaç kişi hayatını kaybetti, ne kadar bina hasar gördü? 17 Ağustos Marmara  Depremi, gerek nüfus yoğunluğu gerekse de ekonomik faaliyetler açısından Türkiye'nin en önemli sanayi bölgesini etkiledi.

      Resmi rakamlara göre Marmara depreminde 18.373 kişi hayatını kaybetti, 48.901 kişi de yaralandı. 5840 kişi de kayboldu. Ancak bölge halkı, can kaybının çok daha yüksek olduğunu öne sürüyor. Resmi olmayan kaynaklarda göre bu kadar büyük bir depremde  can kaybının 50.000 civarında veya üzerinde olduğu düşünülmektedir. İzmit Körfezi'nin güneyinde bulunan Gölcük, Değirmendere ve Karamürsel gibi bazı yerlerde sahile yakın kısımların depremle birlikte deniz sularının altında kalması can kaybı ve hasar tespitini zorlaştıran en önemli unsur olarak gösteriliyor.

      Başbakanlık Kriz Merkezi'nin depremden bir kaç ay sonra yaptığı açıklamaya göre, en fazla can kaybı yaklaşık 4500 kişi ile Gölcük'te yaşandığını belirtti. Kocaeli'nde kayıtlara geçen can kaybı 4000 kişi olurken, Yalova ve Sakarya'da ise yaklaşık 2500'er kişi hayatını kaybettiği ifade edilmektedir. Depremin etkilediği İstanbul'un Avcılar ilçesinde ise yalnızca 976 kişi yaşamını yitirdi? Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan TBMM Araştırma Komisyonu'nun Temmuz 2010'da yayımladığı raporda, depremde 364.905 konut ve işyerinin yıkıldığı ya da çeşitli düzeylerde hasar gördüğü belirtildi.

     Can kayıplarının önemli bir bölümü binaların yıkılması ya da ağır hasar alması sonucu oluşmuştu? Jeoloji Mühendisleri Odası, 1999 yılında yayımladığı raporda, can kaybını artıran en önemli 3 unsuru şöyle sıraladı, Aktif Fay Zonu; Aktif fay hattı önceden bilinmesine karşılık bu hat boyunca yoğun yapılaşma ve yüksek nüfus potansiyeli hasar ve can kaybını artırmıştır. Fay zonundan uzaklaştıkça özellikle yamaçlarda ve dağ eteklerinde hasarın olmadığı veya çok az olduğu görülmektedir.
Sulu Alüvyon Zemin; Bolu - Yalova arasında fay zonu ve yakın çevresi, son derece yumuşak ve gevşek tutturulmuş kil, kum ve çakıl depolarından ve alüvyon zeminden oluşmuştur. Bu tür zeminler mevcut deprem şiddetini birkaç misli artıracak olumsuz özelliklere sahiptir.

     İnşaatlarda ki yapım hataları, bölgemiz 1. derece deprem bölgesi sınırları dahilinde olması gerekirken daha sonra deprem güvenlik payları 2. dereceye  düşürüldü. Hal böyleyken ve deprem yönetmeliklerine uyulması zorunlu iken, dere yatakları, su havzaları başta olmak üzere arsa niteliği taşımayan alanların imara açılmasıyla birlikte bu alanlarda toplu konut yapılaşmaları görüldü. Depremdeki en büyük ağır hasar ve yüksek oranlı can kayıplarının önemli bir bölümü de, yapım hataları, zemin şartlarına uymayan yanlış temel tasarımları, kötü işçilik ve inşaatlarda kullanılan yapı malzemesi hataları ve çürüklüğünden veya korozyondan kaynaklandığı görüldü. Marmara depremi öncesi zemin iyileştirme ve kaliteli beton kullanımı ile birlikte nevürlü demir hemen hemen hiç uygulamalarda görülmediğini sektörün içerisinden gelen ve sorunlarını bilen birisi olarak rahatlıkla ifade edebilirim.

     Uzmanlara göre 17 Ağustos Marmara Depremi, Türkiye ekonomisi üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler yarattı. Farklı kurumların yaptığı hesaplamalara göre, depremin ekonomik maliyeti 12 ile 20 milyar dolar arasında olduğunun ifade edilmesi yaşanılan felaketin büyüklüğü ile de doğru orantılıdır. Peki bu durumdan nasıl bir ders çıkardık kocaman bir 0 ifadelerini kullanırsak haksızlık etmiş olmayız. Bu maliyeti Devlet Planlama Teşkilatı 15 ile 19 milyar dolar, Dünya Bankası da 12 - 17 milyar dolar, Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) ise 17 milyar dolar olarak hesaplandığı bilinmektedir. Gerçekte ülkemiz  bu rakamların çok, çok üzerinde bir zarar - ziyan yaşadığını burada belirtmeden geçemeyeceğiz.

      Depremin ardından özellikle yeniden yapılanma çalışmaları nedeniyle dış kaynak ihtiyacı artarken, sanayi bölgesinde bir süre üretim faaliyetlerine ara verilmesi de ekonominin küçülmesine neden oldu. Türkiye'nin en büyük petrol rafinerisi TÜPRAŞ'ta çıkan yangın günlerce sürdü. Bazı araştırmalar, 1999 depreminin yarattığı etkinin 2001'de ekonomik krizinin çıkmasında etkili olan nedenler arasında yer aldığını gösteriyor. Peki  Maramara Depreminden sonra ülkemizde neler yaşandı gelin bunları o dramatik sahneleri biraz hatırlayalım. Depremin yarattığı ilk şokun atlatılmasının ardından ilk etapta arama - kurtarma faaliyetlerine, bir süre sonra da enkaz kaldırma çalışmalarına odaklanıldı.

      Türk Kızılay'ı ve Sivil Savunma Birlikleri gibi kamu oluşumlarının yanı sıra Arama Kurtarma Timi (AKUT) gibi özel ve gönüllü gruplar da yardım çalışmalarında faal rol oynadı. İçimizi acıtan hala, hafızalarımızda canlanan olaylar yaşandı, fakat ne hikmetse bunlar çabuk unutuldu. Özellikle İngiltere, Yunanistan, ABD ve Japonya başta olmak üzere çok sayıda ülkeden yardım görevlisi geldi. O dönemde  (DSP), (MHP) ve (ANAP) partilerinin oluşturduğu üçlü koalisyon Hükümetine depremin vurduğu yerlere yardım ekipleri ve malzemesi göndermekte geç kaldığı yönünde ağır eleştiriler yöneltildi. Bazı yerlere kurtarma ekiplerinin ulaşması günler sürdü. Bazı noktalarda enkaz kaldırma çalışmaları aylarca devam etti. Bir Tıp doktoru akademisyen, abimizin ve Doktor arkadaşlarımızın anlattıklarına göre ceset torbası alabilmek için insanlar birbirlerini itip kaktılar, bu çok acı, önemli ve bir o kadar da dramatik bir durumdu! Ölülerin çürümeye başlamasıyla hiç hoş olmayan götüntüler yaşandı.

     17 Ağustos'un ardından deprem konusu Türkiye'nin en önemli gündem maddesi haline geldi. Bülent Ecevit başbakanlığındaki koalisyon Hükümeti, gerek deprem sonrası yardım ve kurtarma çalışmalarında kullanılmak gerekse de depremin yarattığı ekonomik zararın etkilerini gidermek için bir dizi yasal düzenleme yürürlüğe koydu. Yapılan düzenlemeler arasında şunlar yer aldı;  Başta Özel İletişim Vergisi olmak üzere bir dizi yeni vergi getirildi ve bu vergilerin çok büyük bir kısmı halen yürürlükte bulunuyor. 20 bilim insanı ve araştırmacıdan oluşan Ulusal Deprem Konseyi kuruldu ancak bu Konsey 2007 yılında lağvedildi. İstanbul'un birçok noktasına deprem konteynerleri yerleştirildi ve toplanma alanları belirlendi. Belirlenen toplanma alanlarının büyük bir bölümü yapılan değişikliklerle imara açıldı, bu durumun, depremle ilgili vehameti zaten net olarak, ortaya koyuyor. Daha sonra deprem sigortası zorunlu hale getirildi! Türkiye genelinde arama - kurtarma ekiplerinin sayısı artırıldı.

    İmar yasalarında bir dizi değişiklikler yapıldı. Marmara Depreminin ardından yapıların depreme dayanıklılık esasları ve denetim kuralları değiştirildi. 2007, 2012 ve son olarak 2019 yılında yönetmeliklerde ciddi değişikliklere gidildi. Fakat bugün geldiğimiz nokta; Tamamen yağmalanan bir Marmara bölgesi ve imar oyunlarıyla ranta dönüştürülen ciddi gelir kaynaklarıyla zenginleşen hatta Cartelleşen, firmalarımız ve işadamlarımız oldu. Dikey mimari modasına uyduk AKP siyasi iktidarının en büyük başarısı, Köprü, Yol ve Konut inşaatlarında yatay değil dikey mimaride ki marifetleridir. Özellikle İstanbul bir gökdelenler şehri olarak, Newyork ile yarışacak düzeye geldi. Trafik çilesi bu kenti çekilmez ve içinden çıkılmaz hale getirmiştir. AVM çılgınlığı had safhaya varmıştı, fakat şimdilik biraz minimize edildi. Depremler ders çıkartılacak felaketlerdir, fakat bizim bu durumdan yaşadıklarımızdan aldığımız tek şey çok para kazanma hırsı ve ihtirasımız oldu? Özellikle Kanal İstanbul gibi bir proje gerçekleşirse bizleri ne gibi felaketlerin beklediğini kestirmemiz çok zor olmasa gerek. 2019 yılında İstanbul için çıkartılan bir kanunla Boğaziçi'nin İmar'ı Büyükşehir Belediyesinden alınarak 4 İlçe Belediyesine verilmesi aklımızın hala havada olduğu ile alakalıdır.

     Marmara Depreminde açılan davalar nasıl sonuçlandı? Depremin ardından, (TUS) dediğimiz mühendislik sorumluluğu olan 170 kamu görevlisi hakkında görevi ihmal suçlamasıyla dava açıldı. Bu kişilerin bazıları görevden uzaklaştırılırken, bazı davalar da zaman aşımı nedeniyle düştü. Ayrıca yıkılan ya da zarar gören binaların müteahhitleriyle ilgili 2 bin 100 dava açıldı. Ancak bu davalarda verilen hükümler ertelendi veya zaman aşımı nedeniyle düştü. Bir kaç göstermelik müteahhit tutuklandı Veli Göçer gibi hırsızlar cezaevlerine konuldu sonuç..

    "Sesimi duyuyormusun" bu durumu enkaz yığının altında kalanların bulunduğu bir binada kurtarma çalışmaları sırasında bizzat yaşadım..

    Artık Pandemik virüs salgını dediğimiz Covit-19 hastalığı şimdilik ortalığı kasıp kavuruyor, yaklaşmakta olan Marmara depremine ne kadar hazırız bu durumu konunun uzmanları TV kanallarında anlatmaktadır. Türk milleti olarak her zorluğu yenecek güçteyiz gelin çürük yapı stoku yüksek İstanbul şehri için el ele verelim ve kentsel dönüşümü yani yenilemesini gerçekleştirelim, güvenlikli binalarda yaşayalım. 

Ali KARACA
17 Ağustos 2020
İSTANBUL

YORUMLAR